Beynimiz ve Hayal Gücü

Beynimizin Yüzde Kaçını Kullanırız?

Cevap, % 100’dür ve bu konuda bir çok yanlış iddia vardır.

İnsan beyninin yaklaşık 86 milyar nöronu (ve yaklaşık 85 milyar glial hücre!) vardır ve bu nöronların% 80’i beyincikte bulunur. Beyincik, çoğunlukla koordine kas hareketleriyle ilgili olan kısımdır.

Neokorteksdeki diğer nöronlardan 16 milyarın çoğu çevrede meydana gelen değişiklikleri görmemizi, işitmemizi ve içgüdüsel olarak yanıt vermemizi sağlayan bilinçdışı vücut- beyin faaliyetleriyle ilgilidir.

 

Bu 16 milyar nöronun sadece 1,6 milyarı, tüm bilinçli karar verme sürecimizin gerçekleştiği beynin ön bölgelerinde bulunur. Burası bizim düşündüğümüz, anıları hatırladığımız ve hayal gücümüze erişen yerdir.

İnsan beyninin sadece% 2’si (86 milyarda 1,6 milyar), insanın ruh halini, sosyal ilişkilerini, ahlak anlayışını ve beyindeki diğer birçok alanın işlevini değiştirme yeteneğine sahiptir. Bu nasıl mümkün olabilir?

Aksonlar yoluyla! Her bir nöron, tüm beyinle örüntü oluşturabilen aksona (uzantıya) sahiptir. Her akson, 10.000 kadar bağlantı kurabilir ve beynin diğer bölümlerinin bilinçdışı işleyişini değiştirecek düzinelerce nörokimyasal salgılar.

Bu şaşırtıcı bilginin tadına varmak için bir dakikanızı ayırın: Bilinçli düşünce, beynin en küçük kısımlarından (dorsolateral prefrontal korteks) birinde oluşur. Düşünce bu bölgenin çevresindeki hayal gücü süreçleriyle ilgili bölgeyi etkileyerek kişide iyimserlik veya karamsarlık, umut veya endişe, nezaket veya kötülük, değer veya boşluk, mutluluk veya umutsuzluk yaratır.

Eşit derecede ilginç bir başka şey daha var: Tüm primatlar ve memelilerin beyin kütlesi ve nöronların düzenleniş yüzdesi önceden bilinenden çok daha fazla bizimkine benzediği anlaşılmaktadır. Ancak hayal gücü merkezlerinin bizimkinden çok daha az olumsuz olduğunu sanıyorum. Diğer yandan bizim beynimizde, hayali korkularla savaşmak için gerekenden çok daha fazla yaratıcı bir iyimserliğimiz var!

 

KAYNAKLAR

İnsan Beyindeki Gerçek Nöron ve Glial Hücrelerin Aranması: 150 Yıllık Hücre Sayımı Üzerine Bir Gözden Geçirme von Bartheld ve ark. J Comp Neurol. J Comp Neurol. 2016 15 Aralık; 524 (18): 3865-3895. Primat ve insan evriminde prefrontal nöron sayısında nispi bir genişleme yok. Gabi M, vd. Proc Natl Acad Sci ABD 2016 Ağustos 23; 113 (34): 9617-22. Rakamlarla İnsan Beyni: Doğrusal Ölçeklendirilmiş Bir Primat Beyin. Suzana Herculano-Houzel. Ön Hum Neurosci. 2009; 3: 31.

Yaşanan Ana Bilinç Katın

Farkındalık eğitimi için şu örnek sık sık verilir: Bir kapta çamurlu su düşünün. Çamurlu suyu bir kenara bırakırsanız durulur. Tortu dibe çöker, berraklaşır. Benzer şekilde, zihin kendi halindeyken çamurlu su gibi karışıktır. Değişik konular, değişik düşünceler gelir gider.

Farkındalık alıştırmaları, zihnin durulmasını sağlar. Düşünceler gene oradadır, kabın dibindeki çamur gibi ama artık “ben”i temsil etmekten uzaklaşırlar. onları sakince gözleyebiliriz. Bu da kendimizi ve dünyayı daha iyi anlamamıza yardımcı olur.

Farkındalıkta niyet, aklımızı düşüncelerden arındırmak değildir. Tümüyle değerlendirmeyi bırakmak da değildir.

Amaç, ne düşündüğünün bilincinde olmaktır. Dikkati, düşüncelere, duygulara ve bedensel hislere vererek zihnimizde ve vücudumuzda olanı yargılamadan fark etmektir. Bu çalışma, zihne sistemli bir eğitim verir. Dolayısıyla uygulamaya başlarken bir niyet belirtmek yararlı olur.

Örneğin, “Kısa bir süre için dikkatimi nefese ve beş duyuma vereceğim” veya “Sadece 5 nefesimi izleyeceğim” gibi… Dikkatinizi nefese toplamak kolaydır, çünkü nefes her zaman sizinledir. Nefesi kısa bir süre için izlemek zihni arındırmaya başlar. Aynı zamanda odaklanma geliştirmekte de çok yararlıdır.

Düşüncelerinizin, yorumlara, eleştirilere kaydığını fark ederseniz hiç önemsemeyin ve dert etmeyin. Zihnin dağıldığını fark ettikçe zaten farkındasınız demektir.

Zihin, doğal olarak dağılma eğilimindedir. Tam da bu özelliği aynı zamanda onu güçlendirecek olan yanıdır. Zihin dağılır, biz onu geri getiririz. “Dikkatimi toplayamıyorum, zihnimi boşaltamıyorum” diyorsanız sorun olarak gördükleriniz, tam da gelişmenin araçları olabilir. Odaklanmayı geliştiren, bu gidiş-gelişlerin bütünlüğüdür.

Yaşanan âna bilinç katan budur.

Yazan: Selmin Erk

İş Yerinde Mindfulness

Zihne çok olumlu etki yaptığı gözlemlenen Farkındalık-Mindfulness uygulamalarının, meditasyondan farklı uygulama yolları vardır. Hayatın içinde günlük sıradan işlerinizi yaparken uygulayabilir ve yararlarına tanık olabilirsiniz.

Daha sakin ve daha verimli bir gün için bu seçeneğinizin olduğunu bilin. Zihnin dağınıklığını belirli aralıkla toplayarak, odaklayarak günü daha dikkatli ve bilinçli yaşayabilirsiniz. Sizi güçlendirecek olan bu yol, öncelikle karar vermekle, odaklanma mollaları vermeye niyet etmekle başlar.  Derin meditasyon egzersizlerine hazır değilseniz ama günü daha bilinçli geçirmek istiyorsanız, işte deneyebileceğiniz bazı alıştırmalar:

1) Sabah ilk iş, tüm günü verimli geçirdiğinizi imgeleyin!

Bir iş günü, daha evden çıkmadan başlar. Uyanınca, hazırlanırken, işe gidiş yolunda işle ilgili düşündükleriniz, iş gününü başlatmıştır. Bir toplantı, yapmanız gereken bir konuşma, zihninizi oyalayabilir, tedirginlik yaratabilir.  İnsan, baştan olumsuz bir beklenti içindeyse, bazı şeylerin kötü gideceğine dair bir inancı varsa, kaygı ve gerginlik veren ayrıntılara dikkati verme eğiliminde olur ve mümkün olabilecek fırsatları görmek zorlaşır.

Şunu bir deneyin: Birkaç dakika, o gün için bakış açınızı belirleyin. Sabah kalktığınız andan itibaren, hazırlanırken, yolda giderken, her ne olursa olsun verimli bir gün geçirmeye niyet edin. Böylece, yepyeni bir 24 saat olduğunu hatırlar ve farkındalıkla yaşamayı seçebilirsiniz.

Gündemdeki her toplantı veya konuşma için amacınızı belirleyin ve o görüşme sonrası elde etmek istediğiniz sonucu düşünün. İş arkadaşlarınız veya patronunuzla yapmak istediğiniz konuşmaları nasıl yapıcı düzenleyeceğinizin bilincinde olun. Önünüzdeki 24 saat çok değerli bir armağandır. Onu harcamayın. Her neredeyseniz, her ne yapıyorsanız, tüm erdem ve yeteneğinizi kullanarak onu en iyi hale çevirin Her şeyin güzel bir verimlilikle ilerlediği beklentisine açık olun.

Bunları düşünmek, gün içerisinde iyiye odaklanmanızı ve bunları takdir etmenizi sağlayacaktır.

2)  “Durdur” tuşuna basın.

Bazen hayatın çok hızlı gittiğini, bitmesi gereken işlerin, yapılması gereken toplantıların çokluğunu ve zamanın yetmediğini düşünebiliriz. Her işe hızla yetişmeye çalışırken sanki bir rahat nefes alacak kadar bile duramayız.

Araştırmacılara göre, böyle zamanlarda, “kısa bir ara” tam da ihtiyacınız olan şey! Bu küçük aralar, yanlış kararlar almanızı engelleyebilir, verimliliği ve yaratıcılığı arttırır, hedefinize doğru motivasyonu yükseltebilir. Bu molalar, farkındalıkla bir şeyler atıştırmak, bir sandalyede birkaç dakika gözleriniz kapamak kadar kısa olabilir.  Hızlı tempo sırasında, bu araların zaman kaybı olduğunu düşünebilirsiniz, aslında kendinize bu alanı sağlamanız sizi başarıya götürecek anahtar faktörlerden olacaktır.

KAYNAK: FORBES, Easy Ways To Bring Mindfulness To Work Without Meditating  K. Borysenko, 22/10/2018

Yeni Alışkanlıklar için Eğlenmek

“İnsan, dışarıdan gelen her bilgiyi kendi süzgecinden geçirir. Yeni öğrendiklerini ve deneyimlerini hali hazırda var olan düşünme kalıplarına, değerlerine, inançlarına uygun olarak yorumlar ve değerlendirir. Var olan inançları destekleyen bilgiler kucaklanırken, karşıt bilgiler göz ardı edilir.” Şimdiki Zamanın İçinde. Bu durum, yeni olaydan öğrenilecek yeni bakış açıları varsa onları engeller.

Bu yerleşmiş, alışılmış düşünce ve davranışları hangi yöntemlerle daha olumlu, yapıcı yönde değiştirebiliriz?

Araştırmalar, huzurlu ve keyifli anlarla birleştirilen yeni alışkanlıkların, zihne daha kolay yerleştiğini göstermektedir.

İstediğimiz bu yapıcı alışkanlıkları oluşturmak için, yeni davranışları yaratıcı, eğlenceli yollarla birçok kez tekrarlamak en verimli sonucu sağlayacaktır. Eğer yeni davranış keyif ve zevkli durumlarla birleştirilirse, hatırlanması daha olasıdır. Bu nedenle yeni bir davranışı öğrenirken, beraberinde keyifli bir şeyler yapmanızı öneririz. Örneğin güzel bir müzik dinlemek, 60 saniyelik meditasyon ve farkındalık gibi zihin egzersizleri veya ellerinize, kollarınıza masaj yapmak, yeni alışkanlığı pekiştirmede önem taşıyor.

Müzik dinlerken daha uzun süre spor yapılmakta, işteki bir projeye eğlenceli hale getirilirse, daha çok katılım ve takdir almaktadır. Aşağıdaki video bunu eğlenceli bir şekilde anlatmakta: https://www.youtube.com/watch?v=2lXh2n0aPyw

Bulunduğunuz anın keyfini fark etmek, takdir etmeye özen göstermek size güç ve huzur verir. Yeni bir şeyler öğrenmeye, yeni alışkanlıklara sizi hazır hale getirir.

Bir kez istenilen alışkanlık oluşunca, bu öğrendiğiniz yararlı davranışı stresli bir durumdayken kolaylıkla çağırabilir ve uygulayabilirsiniz.

Kaynak: Prof. Chris Janiszewski, Florida Üniversitesi

Düşünce Alışkanlıklarını Değiştirmek

Bilinçaltındaki Düşünceleri Değiştirmek için 8 İpucu

Değişimin ilk adımı fark etmekle başlar. Sürdürmek ise azim ve kararlılık ister.

Araştırmalara göre yazmak, farkındalık için en etkili yöntemlerden biridir.

1. Bir kalem ve kâğıt alarak sakin, sessiz bir yerde oturun. Dikkati nefesinize verin. (Mindfulness/Farkındalık). Gelip giden bütün düşünceleri ve duyguları gözlemleyin.  Zihnin nefesten uzaklaştığını fark ettiğinizde hemen ne düşündüğünüzü kısaca not edin. Bunu 5 dakika (isterseniz arttırabilirsiniz) boyunca sürdürün. Kendinizle nasıl konuştuğunuzu anlamanız önemli bir iç görü sağlayacaktır. (Şimdiki Zamanın İçinde; 2016 S Erk)

2. Uygulamaya kalem ve 2 kâğıt alarak hazırlanın. Size stres veren, yoran bir düşüncenizi, inancınızı ele alın. Bir kâğıdın üstüne bu cümleyi yazın. İkinci kâğıda tam tersini yazın.

Örneğin, birinci kâğıda “İş hayatımda hep sorun ve zorluk var.” yazdıysanız,

İkinci kâğıda: “İşimde sürekli öğreniyor, yetenek ve becerilerimi geliştiriyorum.” Gibi bir cümle yazabilirsiniz. Veya “Kendimi yorgun ve tükenmiş hissediyorum.” Sözleri zihninizde dolaşıyorsa, kendinize “Her gün daha güçlü ve kararlı oluyorum.” cümlesini tekrarlayabilirsiniz.

Birinci düşünce güç kaybettirir, ikincisi güçlendirir, yapılması gerekenlere odaklar. Dikkatinizi neye verirseniz hayatınız o yöne ilerler.

Şimdi, birinci kâğıdı yakın veya küçük parçalara yırtın ve atın. Bu eylem elbette sembolik bir adımdır. Bir sonraki egzersiz ile birleşmelidir.

3. Bir önceki egzersizde ikinci cümleyi küçük karta yazın ve sürekli yanınızda taşıyın (her an görebileceğiniz yere asın) Sık sık okuyun, içinizden tekrarlayın. “İşimde sürekli öğreniyor, yetenek ve becerilerimi geliştiriyorum.” Yeni düşünce alışkanlığını yerleştirme yolunda ilerleyin.

4.Her olumsuz düşünce için en az üç ila beş olumlu düşünce üretin. Psikolog Barbara Fredrickson tarafından yapılan araştırmalar bunun kalıcı iyimserlik oluşturmak için en hızlı yol olduğunu gösteriyor. Yeni iç görülere açıldığınızı fark edebilirsiniz.

5.Uygulamaya bir kâğıt kalem alarak hazırlanın;

a. Başınıza gelen stresli bir olayı en çok 20 kelime kullanarak yazın.

b. Bu durumun tekrarlamaması için neler yapmanız gerekir, ne dersler çıkarabilirsiniz? Olayın size öğrettiklerini sırayla yazın. Farklı bir bakış açısı gözlemleyebilirsiniz. 

6. Sizin için değerli bir veya birkaç kavram belirleyin. (Sevgi, huzur, iyilik, şefkat, başarı…)

Her nefes verişte bir sözcüğü tüm bedeninize (ve zihninize) gönderin.  Her düşünce, her deneyim beyninizi değiştirir.  

Psikolog Kristin Neff http://self-compassion.org/, Jaak Panksepp (Washington State Üniversitesi)     http://www.researchgate.net/profile/Jaak_Panksepp/publications

7.Diyelim ki uzun saatlerdir çalışıyorsunuz ve biraz da gerginsiniz. O halde zihninize dinlenme, tazelenme olanağını tanımanın tam zamanı!

Ya da sizi endişelendiren bir sorun, zihninizde sürekli dönüp durmakta ve odaklanmanızı zorlaştırmakta…

Bu sorunu veya yapmakta olduğunuz projeyi zihninizde tutun. Şimdi ayağa kalkın ve mümkün olduğu kadar hızlı 30 saniye yerinizde koşun. Durun ve zihin durumunuzun nasıl değiştiğine dikkat edin. Bu fiziksel hareketlenme, endorfin hormonunun salgılanmasına ve endişenizin azalmasına katkı sağlayacaktır. Alışılmış düşünce alışkanlıklarının dışına çıkmanıza olanak verir.

8.Dingin kafa Aplikasyonunda çeşitli (Mindfulness) Farkındalık egzersizlerini yapmak da beyninizdeki “başarı” ve “öz-sevgi” devrelerini uyarır. Böylece kendiniz ve olaylara bakışınız var olan paradigmalarınızın ötesine ulaşabilir. (Paradigma: yerleşik değerler dizisi, şartlanmalar, zihinsel alışkanlıklar)

Unutmamak gerekir ki paradigmaları değiştirmeye önce bilinçli olarak karar verir, bilincimizde başlarız.  Farkındalığımız geliştikçe, ancak ve ancak istenen düşüncelerin tekrarıyla bilinçaltını değiştirebileceğimizi görürüz. Eskiyle mücadele etmek yerine dikkati geliştirmek istediğimize veririz. Bilinç seviyesinde başladığınız bu serüven zamanla ve tekrarlarla beyinde yeni nöron bağları kurar, pekişir. Yeni paradigmalar, inançlar, şartlanmalar üretmenize yardımcı olur.

İyiye, ilerlemeye, güzelliklere odaklanmayı seçiyorum.

(Bu teknikler birçok kaynaktan derlenmiş olup, danışanlar ve bizler tarafından fayda görüldüğü gözlemlenmiştir.)

Yazan Selmin Erk

Endişeyi Güvene Çevirmenin 9 Yolu

Gelecek için endişeleniyor musunuz? Depresif mi hissediyorsunuz? Konuları sürüncemede mi bırakıyorsunuz?

Bu olumsuz düşünceler ve davranışlar, hedef koyma ve hedefi gerçekleştirme konusunda güveninizi sarsıyor olabilir …. bu yıpratıcı düşüncelere teslim olmayın. 

Aşağıda olumsuz düşünce ve duyguları aşmak için kanıtlanmış bazı stratejileri bulabilirsiniz. Bu stratejileri düzenli tekrar edin hatta ezberleyin. Şimdi birini deneyin ve sizi nasıl değiştirdiğini görün.

1. Bir çıpa sözcüğü /sözcük grubu belirleyin: “Gelişmeye hazırım”,  “Kendime güveniyorum”, “Barış”, “Odak”… vb. gün boyunca tekrarlayın. Özellikle zorlayıcı duygu, düşünce ve koşullar içindeyseniz, onlar aklınıza geldikçe hemen sözcüklerinize dönün. Çıpalama tekniği sayesinde zor durumlarda kendinizi tekrar ettiğiniz sözcükler ile iyileştiriyor olacaksınız.

2. Geçen seneki tüm başarılarınızın, elde ettiklerinizin bir listesini yapın. Bu başarıların büyük olmasına gerek yok, sizin için önemli gelişmeler de olabilir. Sonra kendinizi bu anılara görsel olarak bırakın. O an daha iyi hissetmeye başlayacaksınız.  Her gün yazdıklarınızı hatırlayarak o anları yaşamak yararlı olur.

 3. Her gün, size bir anlam ve amaç duygusu veren değerli bir kelime tanımlayın. Bu kelimeyi her saatte bir yazın ve kelimenin anlamını düşünün. O sırada esneyin ve vücudunuzu esnetin. (İki tür esneme de beyindeki endişe merkezlerini kapatır ve stresi azaltır.)

4. Her gün kendinize küçük hedefler belirleyin, odaklı kalmak için bu hedeflerden birini saat başı yazın. Günün sonunda iyi yaptığınız 3 şeyi ve şükran duyduğunuz 3 şeyi yazın. Bu egzersiz 7 gün boyunca yapılırsa araştırmalar, 3 ay boyunca öz değerin olumlu etkilendiğini göstermekte.  

5. Zihniniz bir endişe, korku ya da şüphe üzerinde dönüp duruyorsa zihninize sadece “Hayır!” komutunu verin veya “Paylaştığın için teşekkür ederim” deyin ve bu iç sese susmasını söyleyin. İç sesiniz konuşmayı sürdürüyorsa, düşünceleri yeniden yapılandırmak için; “Abartıyor musun? Endişen gerçek mi?” şeklinde sorular yöneltebilirsiniz.

Hatırlayın: Bir sorun hakkında endişe etmek bu sorunu çözmeye yardımcı olmaz.  Diğer yandan çözüm aramaya ve pozitif kalmaya devam etmek ise, ön lobunuzdaki “başarı” devrelerini harekete geçirir.

7. Yeniden yapılandırmaya ek olarak, (Mindfulness) Farkındalık egzersizlerini kullanın. Arkanıza yaslanın, sakince durun ve gelip giden bütün düşünceleri ve duyguları gözlemleyin.  (Mindfulness) Farkındalık, zihninizi ve beyninizi olumsuzlukların duygusal yüklerinden ayrışmayı ve özgürleşmeyi öğretir. Bu yöntem, beyninizdeki “başarı” ve “öz-sevgi” devrelerini uyarır. Düşüncelerinizi dikkatlice izlediğinizde, yeni iç görülere de açıldığınızı fark edebilirsiniz.

8. Duygu ve düşüncelerinizi kabul edin! Çeşitli araştırmalar sonucunda görülmüştür ki, kabul etme yaklaşımı da duygusal sorunlarla başa çıkmanın en etkili yollarından biridir. 

9. Kabul ettikten sonra, sevgi ve affetme meditasyonlarını uygulamaya başlayın. Her gün elde ettiğimiz küçük başarıları ve yaşamımızdaki insanların bize kattıklarını takdir etmek duygularımızı iyileştirir. 

Mark Waldman’ın makalesinden derlenmiştir. 

Vizyon Panosu ve Farkındalık

“Zihinde tutulan, korkulan veya istenen her düşünce, en uygun yoldan, en uygun zamanda mutlaka gerçekleşecektir.” Andrew Carnegie.

Bir hedef belirleyip onu anımsatacak bir resmi, her zaman göreceğiniz bir yere asarsanız beyninizde ne olur? Hedefinize (yapmak, elde etmek veya geliştirmek istediğiniz her neyse) yönelik görseller karşısında beyin dopamin üretir. Dopamin, iyi hissetmeyi ve motivasyonu sağlayan bir kimyasaldır. Bu resim gözünüzün önünde olursa ve o hedefe varmak için gereken şekilde davranırken kendinizi hayal ederseniz, sol ön korteksi (Beyninizin yöneticisi, CEO’su) de hedefinize yönelik hareketlendirmiş olursunuz. Sizi eyleme geçirmek, doğru kararlar vermek ve engeller karşısında güçlü durmak için destekleyeceği kesindir.

Düşünceler, niyetler ve kararlar, yaşamdaki tohumlarımızdır. Beslemek, emek vermek gerekir. Hedefe giderken her adımı önceden ayrıntılarıyla planlamanız gerekmez. Dağa tırmanan birini düşünün. Her attığı adımla beraber bir sonraki adımı belirler.  Siz de ilerledikçe, bir sonraki adımı görürsünüz. Hedef üstünde durdukça, imgeledikçe bilinçaltına gömülür. Duygusal olarak harekete geçirir.  Bilinçli bir istek olmaktan, her zaman aklınızı meşgul eden, ateşleyici bir iç arzuya, bilinçaltı arzusuna dönüşür. O zaman gereken fikirler, insanlar ve kaynaklar karşınıza çıktığında seçici algınız, bunları fark etme yönünüz gelişir. A Carnegie’nin söylediği gibi mutlaka maddi biçime dönüşür. Bu arada olumsuz düşünceler zihni işgal ederse, üstünde uzun uzun durarak onları beslemeyin ve dikkatinizi çözümlere çevirin.

Anadolu Güneşi’nde mentörlük yaptığım Büşra Kartal, kendi vizyon panosu deneyimini geniş bir pencereden bize anlatıyor:

“Hepimiz mutlu, huzurlu ve başarılı olmak isteriz ve gelecekle ilgili hayaller kurarız. Ama bazen sadece hayal kurar, harekete geçmekte zorlanırız. İçimizde derinlerde bir yerlerde fısıldayan “Yapabilirsin.” sesini güçlendirmek için hayallerimi bir vizyon panosuna dönüştürdüm. Vizyon, gelecekte olmasını istediklerimin zihin resmidir. Bu konuda uygun resimleri bir pano olarak düzenledim ve odama astım.

“Merkeze kendi resmimizi koyabiliriz. Merkez, bizim dünyadaki yerimizi temsil eder. (Merkezde olmak bir kural değildir, istediğiniz yere koyabilirsiniz). Dergilerden ve netten bize vizyonumuzu anımsatan resimler seçeriz; aile, arkadaşlık, aşk, kariyer, seyahat, meslek, sağlık, yetenek, spor gibi alanlarda. Mutlu aile resmimizi, gitmek istediğimiz ülkeyi, okumak istediğimiz kitapları, olmak istediğimiz mesleği, sevdiğimiz sporu, ilham aldığımız kişileri panoda bir bütün olarak görmek oldukça motive edici olacaktır. Her baktığımızda içimizde eyleme geçme hissi uyandırır ve böylece adım adım hedefimize yaklaşırız. Vizyon panoma her baktığımda hayallerimi daha çok içselleştirebiliyorum. Kendimi zihnimdeki o büyük resme daha ait hissediyorum.”

Yazan: Selmin Erk

Hayat Tasarımı ve Farkındalık

“Özgür olmak istiyorsam, kendim olmalıyım.

Senin düşündüğünü sandığım ben değil.

Eşimin düşündüğünü sandığım ben değil.

Çocuklarımın düşündüklerini sandığım ben değil

Özgür olmak istiyorsam, kendim olmalıyım.

Bu yüzden kendimin kim olduğunu bilsem iyi olur.”

 

Disiplinli olmak, yüksek motivasyon için yeterli değildir. İradenizi kullanarak yapmanız gereken şeyleri yapıyor olabilirsiniz, ancak bu motivasyon ile aynı değildir. İrade gücünüz tükendiğinde devam etmenizi sağlayan motivasyondur.

İrade gücü sınırlı bir kaynak olarak kabul edilebilir. Eğer sürekli olarak engellere direnmek veya kendinizi bir şeye zorlamak durumunda kalırsanız sonunda yıpranırsınız. Yorgunsanız ve irade gücünüz azaldıysa motivasyonun yardımına ihtiyacınız olacaktır.

Sabahları zihninizi bu anlamda düzenlemek, güne umut ve atılım gücüyle başlamanıza yardım eder, sizi canlı ve etkin tutar. Günlük olumlama cümlelerinizi sözel veya yazarak listelemek ve amacınızı hatırlamak yararlı olur. Olumlama cümlesinde, arzulanan durum olumlu bir cümleyle ifade edilir. (=Onaylama, içsel konuşma) Bu güçlü bir zihin programlama tekniğidir.  Zihnimizin istediğimiz yönde çalışmasını sağlayabilir, çelişkili dış faktörlerden etkilenmesini engelleyebiliriz. İç sesinizi, yapıcı yönde değiştirir. İyi planlanırsa, insanın kendisiyle yaptığı en güçlü ve en etkili konuşmaları oluşturur.

Gün sonunda ise ilerisi için size yol gösterecek bir günlüğe deneyimlerinizi yazabilirsiniz.

Ancak motivasyon için en önemlisi, net ve sizin için gerçekten değerli bir hedefinizin olmasıdır. Yürekten ne istediğinizi bulmaktır. Açık ve net olarak belirlemek! Net bir hedefi olan insanın, hedefi belirsiz birine göre istediği başarıya çok daha büyük oranda ulaştığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır.

Kendiniz için istekleriniz neler? Hedefleriniz basit ama sizi en çok etkileyen şeyler olabilir. Evinizi yenilemek mi? Seyahate çıkmak mı? Bir eğitime katılmak mı?  Sağlığınızı iyileştirmek mi? Ailenizin veya çevrenizdekilerin sizin iyiliğiniz için istediği şeyler olabilir ama soru SİZİN gerçekten ne istediğinizdir. İşinizle ilgili ne istiyorsunuz? Belki kendi şirketinizi kurmak, belki huzurlu bir çalışma ortamı ve destekleyici ekip arkadaşları olan bir yerde çalışmak.. Hatta belki de değişik ülkeleri gezmenizi sağlayacak bir iş istiyorsunuz…

Şimdi bir an durun ve kendinize içtenlikle sorun: “Kendim için ne yapmayı yürekten arzuluyorum? Dünya için ne yapmayı yürekten arzuluyorum?” Ve şimdi hayatınızı tasarlamaya başlayın.

Yazan: Selmin Erk

 

Öz Şefkatin Farkındalığı

Acıyla yüzleşerek, onu derinlemesine görebilme erdemi, acıyı çözecek yanıtı verebilir. Böyle bir tutum, acıyı azaltır, yüreği nezaket, bilinçlilik ve güçlü bir iradeyle destekler.
Acıyı sarmanın en güzel hali ise şefkattir. Şefkat, gerektiğinde dinlemeye hazır olup, sessiz kalabilmeyi gerektirir. Bu, birisine acımanın ötesinde bir tutumdur. Şefkat öğrenmemiz gereken bir şey değildir, zaten en derin doğamızda vardır. Tanıyıp, ortaya çıkarmamızı beklemektedir. Önemli olan acıya takılıp kalmadan veya hoşnutsuzluk hissetmeden onu  gözlemleyebilmektir. Benim acım, senin acın, düşmanın acısı diye ayırmadan, sadece acı olarak alabilmektir. Çünkü her duygu ortak duygudur, paylaşılır. Ortak duyguyu hissetmek, empati duymaktan, anlamaktan geçer. “Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran.”
Olağanüstü toplumsal durumlarda, insanlar, zamanlarını, kaynaklarını, bilgilerini ve deneyimlerini paylaşarak birbirlerine destek olur. Böyle anlar, toplumda şefkati ve yardımlaşmayı ortaya çıkarır. Böyle durumlarda kalmasak bile birbirimizi anlamayı seçebiliriz.
Dünya kendi çevrelerinde dönüyormuş gibi davranan insanlara rastlarız, ancak bazen bizim de aynı şekilde davrandığımızı fark etmeyebiliriz. Belki bazen biz de onlar gibi başkalarını kızdırıyoruzdur. Hoşlanmadığımız bir durumla karşılaşınca, “Aynı benim gibi” deyin. Başkasına kızdığımız durumların altında yatan nedenleri bilemeyebiliriz. Bir kuyrukta arkadan iten, belki evdeki hasta çocuğuna yetişiyor olabilir, yavaş hareket eden de belki artritle mücadele ediyordur.  Her şekilde nedeni bilemeyiz, bildiğimiz şey şudur: onlar da bizim gibi mutlu olmak ister. Bir an durup bakarsak, hepimizin aynı teknede olduğunu anlayabiliriz. Diğer bir deyişle, dünyayı “olduğu gibi” görmeye bir adım daha yaklaşırız.
Kısaca şefkat, seçim yapmaz. Düşmana da şefkat gösterebiliriz, sıralamada en sona gelseler bile. Ama şefkatli olmak kendimizden başlar. Pek çok kişi için bu oldukça zordur.

“Tüm evrende sizin sevgi ve şefkatinize en çok ihtiyaç duyan kişi, aslında yine sizsinizdir. Diğer herkes gibi siz de kendi sevgi ve şefkatinizi hak ediyorsunuz.” Budha
Başkalarına verebilmek için önce kendinize şefkatli olun. Acılarınızı farkındalıkla izleyin, dinleyin ve onları serbest bırakın. Çünkü başkalarını anlamanın yolu önce kendinizi anlamaktan geçer.

Yazan Selmin Erk

İçimizdeki Güç ve Farkındalık

Bilinçaltınızın derinliklerinde büyük bir hazine saklıyorsunuz. Bu hazine, iç huzur sağlayacak, sizi mutlu edecek ve hatta en büyük hayallerinize ulaşmanıza yardımcı olacak bir güç. Çoğumuz bu hazinenin ya hiç farkında değil ya da varlığını unutmuş halde. Günlük yaşamın baskısı, stresi ve koşturması nedeniyle ihmal edilmiş olabilir ancak hala sizde; zihninizde ve kalbinizde derin bir yerlerde saklı…

Bir çocukken ne olmayı hayal etmiştiniz? O zamanları hatırlayın… Para kazanma kaygısıyla belki de pek çok kişi çocukluk hayalini unutur ve hayatını sürdürebilmek için yapmakta olduğu işe odaklanır. “Ne yapmak” yerine “Ne olmak” istediğimizin hedefini zamanla unutmuş olsak da araştırmalar, ne OLMAYA odaklanmanın zihin için çok faydalı olduğunu göstermekte.

“Keşke hayatı başkalarının benden beklediği şekilde değil, bana doğru gelen şekilde yaşamaya cesaretim olsaydı.” Gençken pek çok insan, tutkularına giden kapıyı, tüm dünyanın kendisine açmaya hazır olduğuna inanır. Peki yaş ilerledikçe hayallerinden ve başarmak istediği şeylerden hangi ara taviz verir hale gelir?

Deneyimlediğimiz hayal kırıklıkları, stres, sınırlayıcı düşünceler, zorlanmalar gün geçtikçe birikir. İçimizde bu şekilde birikenleri bırakmak elimizde… Bu sınırlardan özgürleşmeyi ve en gerçek, masum doğamıza dönmeyi derinden özleriz. İşte HAYAL ETMEK buna yardımcı olur.

Cristopher Cruz’un “Şeylerin üzerinde Zihin” makalesinde yer alan araştırmada, yaratıcı hayal gücünü kullanarak pratik yapmanın sadece pratik yapmaktan daha faydalı olduğu kanıtlanmıştır. Araştırmada hedefe ulaştıklarını önceden hayal ederek pratik yapanların, sadece pratik yapanlara göre daha hızlı verim aldıkları görülmüştür. Yaratıcı hayal gücüyle, yaşadığımız günlük hayatı daha üretken, keyifli hale getirecek şekilde etkileyebilir ve adeta yeniden yaratabiliriz. Kendimizi olmak istediğimiz gibi hayal ederek, yeniden yaratmaya kendimizden, iç huzur ve üretkenliğimizden başlar ve giderek tüm dünyamızı değiştirebiliriz.

İşte içimizdeki bu sınırsız gücü tekrar keşfetmenin 3 ana maddesi;

İmgeleme:

İmgeleme yönteminin çok uzun yıllardır başarılı atletler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Michael Jordan’ın gözleri kapalı sürekli başarılı serbest atış yaptığını imgelediği egzersiz, çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Kas hafızasının, pozitif imgelem gücüyle birleşmesi sonucu sayı olan atışlarını gerçekten görmeye ihtiyaç duymadan başarabiliyor olması bunun kanıtıdır. Nörobilim uzmanı Mark Waldman, hayal etmenin beyin için şart olduğunu söylemektedir. Araştırmalara göre çalışırken ara vererek hayal eden kişilerin hayal etmeyen kişilere göre daha verimli olduğu ortaya çıkmıştır.

Oyun

Birçok canlının oyun oynayarak öğrendiğini ve geliştiğini biliyoruz. Bunun en güzel örneği ise oynamayı çok seven çocuklarımız! Akranlarıyla, hayal güçlerini kullanıp rol yaparak öğrenirler. Araştırmalara göre yetişkinler de oyun oynayarak öğrenebilir. Ne yazık ki yetişkinlerin çoğu oyunu, zihinlerde geliştirici ve pozitif değişim yaratmak yerine şiddet ve yıkıcı rekabet tohumları ekmektedir.

Ve son olarak Mindfulness/Farkındalık

Jon Kabat-Zinn, Mindfulness yaklaşımını “Anda bulunduğunuz zamana bilinçli olarak odaklanmak” şeklinde tanımlamaktadır. Bu egzersizler stresi azaltır, gevşemeyi derinleştirir ve hayat kalitesini arttırır.  Time dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre meditasyon yapmayı hiç düşünmemiş kişiler arasında Mindfulness meditasyonları gittikçe popüler olmaktadır.

İçinizdeki bu hazine, size çok daha keyifli, huzurlu bir hayat sunmaya hazırdır. Hayal etmekten, anda kalmaktan ve oyun oynamaktan vazgeçmeyin!